Peugeot’nun muhteşem dönüşü

LOGO-NHIZIR-250Yavru aslanı hatırlıyorum da…
Ne izler bırakmıştır bende.
Belki de ralliyi sevdiren etkenlerden biridir.
İnsan gençken şıpsevdi oluyor her halde…
Aslında, oluşum şuydu…
Aşkımız, Escort’la zora girince, yeni ufuklara açılmıştım o zamanlar…
Tabi, sınırlı + sorumlu ufuklardan bahsediyorum.
Hiç unutamam, koyu Ford’çu Serdar, Opel sürmek zorunda kalmıştı o zamanlar.
Bir türlü Mk-III filiz vermiyordu…
Gr.B otomobillerin yasaklanıp, piyasanın Gr.A’lara dönme şoku sokaktaki bizleri de vurmuştu.
Zaten seçenek dardı, şimdi yok olmuştu.
Bu bahtsız dönemde, salon + salamange tüm abuk araçlar yarışma şansı buldu…
Fakat aralarından çok azı iz bırakarak günümüze gelmiştir…
Bunların başında, Lancia Delta Integrale HF Gr.A gelir. Ki bu gün bile bu dehşete sahip olmanız çok zordur.
Sırası gelmişken anlatayım. 10 yıl önce, Shell V-Power 100 Oktan’ı piyasaya sürünce çok sevindik. Competition makineler en az Gas-Avion’u kabul ediyordu. Düşük oktanlı benzinin buharı turboları kavuruyordu çünkü. Neyse,  Cem hemen Avusturalya’dan Mick’i ayarladı ve Deltona’nın beyni piyasa benzinine göre yeniden programlandı.   Zaman yiyen ızdıraplı bir süreçti.
Sonunda, bizim Evo Deltona hazırdı. Savaş helikopterini aratmayan iç donanımıyla önce motor, sonra aksamı ısıtıp yola çıktık. Pereformansını gerçekten de merak ediyorduk. Gerçi Mick 420 HP demişti ama?..
Sahilden Tuzla yapıp, yormadan garaja itecektik. Niyet buydu. Tanrı bize acımış olacak ki, Plaj Yolu sahil ışıklara gelmeden, önümüze bir Ferrari düştü. Kırmızı ve çil çildi…
Trafik lambaları kırmızıdayken Cem üç kere kapı altı eksozu ile komşuya hatır sordu. Her halde bizi tuningci sanan Ferrari de içinden sövdü, bilemem.
Tek bildiğim, lambaların yeşile dönmesi ile Migros’un önünde yaşanan patlamaydı!.. Biz kalkıp, serpantini geçip, Yelken Kulübü ışıklarına geldiğimizde, inleyen şanzıman 6. vitesteydi ve yakın çevremizde hiç bir canlı aracın olmadığıydı.
Böylece köfte yemeden testi bitirip halka karıştık. (0-100 Km/s. 3.3 sn.)
Bak işte, yine hatırlara sürüklendik. Nerede kalmıştık?..
Peugeot da… Bu gerçeği kulağıma fısıldayan ilk rahmetli Ali Sipahi olmuştu aslında. İnanamamıştım. Ardından, Emre Yerlici 104 ZS ile denedi ve gözümüzde ilah oldu. Günaydın kazandı. Ardından, 205 GTI 1.9 ile tutulamadı. Hatta Bacı bile Hitit’de 205 sürmüştü, değişim zamanı.
Ama, Mahmut Erdilek’in 197. fabrika plaketli 205 T-16’sını unutmam mümkün değil. Alman plakalı olan bu 4×4 aslan standart 200 HP olmasına rağmen bizi kendine esir etmişti. Üstelik, Fenerbahçe’li olmam, bu yavru aslanı sevmemi engellemiyordu!..
Son olarak 600 HP Audi Quattro’ları geçtiği haberi ile 205 gönlümüze kazındı.
Fabrika müzesinde bağdaş kurup oturup uzun uzun seyrettiğim bir Gr.B’dir, 205 T-16… Hele, Camel sarısı yok mu?… Sarı/Lâcivert develi ile beni bitirmiştir!
Üst üste kazandığı dünya şampiyonlukları ile de saygısını pekiştirmiştir T-16.
Bu gün, karşımıza Peugeot Talbot Sport armadası, Akademi adıyla daha da öz güvenli sahaya çıkıyor…
Acropol biz eskiler için mihenk taşı yarıştır. 208 T-16 o sınavı geçti. Ben de bu yazıyı yazmak için Acropolis’i bekledim.
Peugeot, bir sokak otomobilini bize ralli efsanesi olarak tekrar sunmak üzere…
Arzu ederseniz, bu efsaneyi siz de yaşayın…
Yaşlanınca sizi yaşatacak anılarınız olur.
Bu arada 208 T-16 için tabirimi değiştirip…
Genç Aslan, olarak düzeltiyorum.
Hoşça kalın

Son 50 haber

Yoruma kapalı

Go To Top
%d blogcu bunu beğendi: