Otomobil sporları dergiciliği üzerine

Tam olarak hatırlamıyorum, kaç yıl oldu? Bazıları, ‘dakikasını’ bile anımsar ama ben, anca ‘yılını’.. Kabaca, 40 yıla yaklaşıyor, otomobil sporlarını ‘izlediğim’ süreç.. Bir ömür yani.. Kim, sorusunu da çokça sordum kendime.. Beni bu spora bulaştıran kişiyi ne yazık ki anımsayamıyorum..

Nerede ve nasıl’ın yanıtları ise, 17’li yaşlar ve Denizkent’te yapılan Günaydın rallisi.. Yaz başlarıydı sanırım ben de yazlıktaydım.. Bu sporu ilk, orada gördüm, üstleri yazılı yarış otomobillerini. Bir Zenith’im vardı, refleks objektifi ile zamanının yarı profesyonel makinesiydi. Fotoğraf karelerine kaydettiğim ilk, ‘siyah beyaz’ yarış otomobilleri fotoğrafları, doğal olarak, ‘durağandı’, etaba gitmenin ne olduğunu o günlerde bilemiyordum.

Hatıratlara dalmamın nedeni, farklı; sporun ihtisas yayıncılığından kimlerin gelip geçtiğini düşündüm bir  an. Hani, aynı konuda ama işin görsel yanında, yani TV’deki programlardan ve programcılardan üstün körü bahsettiğim yazının sonunda, bunun bir de yazılı basınına da değineceğimi belirtmiştim ya, ondan dolayı..

İlk, fotoğraf çekerek tanıdım bu sporu ama serde gazetecilik de vardı, sığamadım objektifin içine.. Çocuk, babasının izinden gider derler, biz de babamızdan gördük, bu mesleği, O’nun izinden gitmeyi farz edinerek.. Zamanın o kesitlerinden yaşadıklarım özel ve genel anılar, benim bu mesleğin okullusu olmama izin vermedi, her ne kadar iki kez kapısından girip, anfisine dirsek koymuş olsam da.. Kaldık ‘alaylı’ taburunda, ama inanın okullusundan daha mutlu oldum, o ayrı konu.

Dedim ya, deklanşöre sığamadım; başladım prototiplere; ‘Motor‘ için ilk çiziktirdiklerim çok basitti. Hem bugünün teknolojisinden eser yoktu, hem de hiçbir tecrübem! Üstelik, yaş 17 olunca kanun da izin vermedi, aynı mahalleden arkadaşın üzerine aldık imtiyazı. İlk ‘iş’, çok amatörce idi, ama buram buram yürek kokuyordu. O ‘tek’ sayının gördüğü ilgiyi, sanırım 28 yılda görmedim! İstanbul’dan Ankara’ya giden, Abant’ta geceleyen Atatürk rallisinde, Abant otelinin full dolu yemek salonunda dergim, zamanın ‘bankeri’, yarışın da sponsoru olan yöneticinin elinden, diğer ağır ağabeylerin eline, dolandı durdu. Ne keyif almıştım, anlatamam..

Ama o gece benim için nasıl geçti, bilemezsiniz.. Abant’tan dönüşümüz, muhteşemdi! Bir ormancı kamyonunun damperinde omuz omuza verdik, dört kafadar! Buz gibi bir hava, donuyoruz, üstelik cepler delik! Son paralar, Abant kavşağından bindiğimiz otobüs için ayrılmış durumda. Otel ise başka bir alemdi; kaldığımız beş yıldızlı odanın faturasını bize -yani bana- ödetecekler korkusu ile gece gözüme uyku tutmadığını, sonraki günlerde, kafadar dostlar sıkça espri malzemesi yaptılar, bana karşı..

Motor’un ‘tek’ sayı olmasının nedeni ise çok farklı; derginin gördüğü ilginin, dostum imtiyaz sahibini -bence aşırı kabartması ve aldığımız ilk büyük reklam -Mobil- bedelinin, borçlar benim üzerimde dururken, farklı alanlarda kullanılmasına isyan etmemden kaynaklandı. Böyle durumlar için derler ya, aldım ceketi çıktım ‘fotoğraf stüdyosundan.. Baba evinin bulunduğu sokaktaki fotoğrafçı dükkanı, aynı zamanda imtiyaz sahibi görünen arkadaşın iş yeriydi, tabii derginin de merkezi.. Motor, benden sonra 3-4 sayı çıktı, sonra kapandı..

Uzatmayayım, Motor, ilk aşkımdı, ama bir ayda nişanı attık! Yola çıkarken, eldeki imkanlarla irdelemiştim, aynı kulvarda kimler var diye.. Hatırladığım, bir Viraj vardı, sanırım tabloit gazete olmalıydı.. 1-2 sayısını elde etmiştim, fakat yayınını durdurmuştu. Aynı günlerde gazete bayilerinde yer alan sayılı dergilerden biriydi, Adam.. Ersoy Çetin yazardı.. Erkek dergisiydi, birkaç sayfa otomobil ve sporu.. Birkaç sayısı özel arşivimde hala duruyor olmalı..

İlk teşebbüsün ömrü bir ay olunca, benim hayal kırıklığım bir kaç ay sürdü.. Ama hırslandım; bir yandan fotoğraf çektim, ama startlarda.. Diğer yandan sayfalar tasarladım ve kendimi geliştirdim.. Asıl beklentim, imtiyaz için yaş sınırını geçmekti.. Ehliyet almak için gün sayan bıyığı terlememiş delikanlılardan farksızdım ama ben direksiyon başına geçmek için değil, dergi çıkarmak için şafak saydım.. Sonra, doldurulan formlar, valilikten havale ve emniyete başvurma.. Basın odasından sorumlu emniyet mensubunun başvuru dosyasını alıp, bir hafta sonra gel demesi, yüreğime 1500 basınç yapmıştı!

Sonuçta, ‘Mevkute İzin belgesi’nde benim, ilk sahipliğimi yazıyordu. Mevkutenin adı kısmında ise, bugün efsane olan Ralli Dünyası.. 236 sayı yapmışız, geçen sürede. Ama ilk sayısını dün gibi hatırlarım; para yok, karşılığında senet imzaladım. Matbaacının adamı yoktu o günkü ruh halimle O’na çırak oldum, beraberce baskı makinesinin merdanesini söküp temizledim.. ‘Yarım’ forma, 8 sayfa, siyah beyaz baskı, logo mavi.. O gün, boya kokusunu doya doya teneffüs ettim. ‘Benim’ dergimdi, ve sancılı da olsa doğum gerçekleşmişti!

Sonra ufak ufak reklamlar aldık ama hep borca yazdı, yaş yirmi olmadan ‘sırttaki kambur’la tanıştım. Sanki çok kazanmış gibi derginin sayfalarını arttırdım, kimin aklına uyduysam renkli kapak taktım.. 8 Sayfalık dergi, yeri geldi 16 sayfa çıktı, yeri geldi 164 sayfa! Ama her sayısı olaydı, gündem belirlerdi.

O zamanlar internet henüz icat edilmemişti, TV dediğin TRT’den ibaretti. Gazeteler cılız yaprak, ağırlıklı siyah beyaz, radyo ise günceldi. Ralli Dünyası hiç rahat çıkmadı, diyebilirim ki bana hiç para kazandırmadı. Onca yıl yaşantımızı sürdürmede ‘iş’ olarak hep vardı ama hep borçla, kambur büyüterek yürüdük.. Zaman zaman yaptığım özel projelerde, PR hizmetlerinde kazandıklarımı, hep derginin kapanmaz çukuruna döktüm ama başım dertten sıkıntıdan yine de sıyrılmadı.

Pişman olmadım; yaşadığım o dönem, onca sayı, benim hayatım, hikayem. Pişman değilim ama şunu iyi biliyorum ki, otomobil sporları dergiciliği gibi bir acube, benden 40 yıl aldı, getirisi ise 0’da kaldı. Bazen, kendime kızdığım dönemlerde, başka bir konu-branş seçseydim daha iyi olur muydu diye sordum ama yanıtını dahi beklemeden düşünce perdemi hep kapadım. Sanırım, evet’i görmemek, bulmamak için kendime kurduğum savunma hattı oldu.

Ralli Dünyası, benim için gerçek aşk’tı; damardan vurulmuştum ve çok uzun bir süreçte hep canlı kaldı. Her büyük aşk gibi, canımı çok yaktı, çok acıttı.. Her şeye karşın, aşkımı yitirmedim, hep gem vurdum. Ne zaman ki, sade ben değil, ülke açmaza düştü, 1999-2001 krizleri ülkeyi silkeledi, daha ötesine götüremedim. Çok borç kaldı, üstüme. Dergiyi kapadıktan sonra dört yıl süreyle başkaca medya işleri yapıp, borçları tasfiye için sürekli çalıştım.

Bugün bile ‘efsane’ olarak anılan Ralli Dünyası’nın 264 sayı dayanabildiği otomobil sporlarında, başkaca dergiler de çıktı, bizden feyz aldılar ama bizim kadar uzun süre dayanamadılar.. Otomot, bizden hemen sonra çıktı ama 2-3 sayı, sanırım.. Dergiyi bayiden ilk alırken elim titredi, kağıt ve baskı kalitesi ile Ralli Dünyası’ndan daha iyi idi ama kapağını açıp inceleyince rahatladım; otomobil vardı hep, sporu uvertürdü. Otomot’un sahibi, bugün otomotiv sektöründe CEO’luk yapan İlkim Sancaktaroğlu’ydu.

Ralli Dünyası’nın ardından yayına geçen ve bugünlerde de bayilerde olan Otomobil Magazin, 300’den fazla sayıyı geçmiştir. Sevgili Hakkı Tolunay, otomobili amiral konu yaptı, ama spora da genişçe yer verdi. Aslında derginin ilk sahibi, Güneri Cıvaoğlu idi ve dönemin ses getiren Güneş Gazetesi’nin genel yayın müdürüydü. Güneş batınca, Güneri bey kendine bir şirket kurup dergi yayıncılığı yapmaya başladı. Medyada üst düzey yazar-yöneticiliğe dönünce, Otomobil Magazin, Burç ve Motobike’ı, kendisine yardımcılık yapan Hakkı’ya bıraktı, dergi işinden çıktı. Hakkı, işin idari kısmını çok iyi götürdü; üç dergiye de uzun soluk kazandırdı.

Ali Karacan, rahmetli Abdi İpekçi vurulduktan sonra ve babası Ercüment Karacan’ın Milliyet’i satmasıyla medya patronluğu hayaline erken veda etti. Karacan yayınlarını kendilerinde tutmuşlardı; bünyesinde Bravo adında erkek dergisi yapardı. Tabii otomobil ve tabii sporu, dergide hep yer buldu. Hakkı Tolunay, Karacan ekibindendi, Lütfü Tınç ise yayın müdürü.. Bravo için, çok fotoğrafımı verdim, karşılıksız.. Ama hayatımın ilk ve tek tazminatını da Karacan’ın kumpası yüzünden ödedim. Bana verdikleri, Ralli Dünyası’nda poster yaptığım fotoğrafın sahibi başkası çıktı. Telif gündeme gelince, yan çizdiler, ben ise ilk kez hakim karşısına çıktım ve ödedim. Başta Ali Karacan olmak üzere, Karacan yayınlarını ve Bravo ekibini, ekipte yer alan ve aleyhte ifade veren, bugün ismini anmak dahi istemediğim bir şahsı ve bu kumpasta ayak izi olan herkesi uzun yıllar nefretle andım, sırtımı döndüm. Bravo dergisi de, Karacan yayınları da göçtü gitti bu diyardan..

Ralli Dünyası, ardından Otomobil magazin ve sacayağının üçüncüsü Dünya Oto Dergisi.. Ünsal Altuğ abi, Dünya gazetesinin Cağaloğlu’ndaki binasına bakan bir handa kiralık ofiste kurguladı, dergiyi.. Sonrasında, Ralli Dünyası mutfağında bu sporu tanıyan kadim dostum Faruk Atasoy, Ünsal abi ile birlikte iyi bir ekip oldular, dergide iyi bir trend yakaladılar. Bu üç dergi, uzun yıllar otomobil sporları haberciliğinde rekabet ettiler. Biri Dünya gazetesi, diğeri Güneri Civaoğlu gücüyle çıkan iki dergiye karşın, hep cepten yiyen ama işin otoritesi olup, hep ses getiren Ralli Dünyası üçlüsüne, 90’lı yıllarda agresif bir katılım daha oldu.

Ortada üç dergi ve sporla birlikte bu dergileri de besleyen sigara firmaları, çok kimseye cazip gelmişti. Kurtay ailesi de, piyasaya çok farklı girip dikkat çekmeyi başardı. Kurtay’lar Sport dergisinde çok değişik bir yayın üslubu belirlediler; bıraktıkları iz de farklı bir tavır hakimdi. Çok kimse, onların bu politikalarına karşı tavır aldı, firmalar reklam vermez oldu ama onlar yılmadılar, Sport iki yıl kadardı sanırım, dördüncü dergi olarak sporun medya tarihinde kendine yer yaptı. Sonra farklı sorunlar yaşadıklarını duydum, dergi de kapandı.

90’larda, medya gelişince dergicilik öne çıktı. Hürriyet ve Sabah, her konuda olduğu gibi otomobil dergiciliğinde de birbirlerine rakip oldular. Autoshow ve Otohaber, haftalık yayınlarını grup dergisi olmanın gücüyle bugünlere taşıdılar. Haftalık bu dergilerin 2’şer 3’er sayfalarında da olsa, otomobil sporları kendine coverich yaptı. Milliyet’te bir ara haftalığı denedi ama gazete Doğan grubuna geçtiğinde, bünyeden tek haftalık yeter düşüncesiyle yayınını sürdürme şansı Autoshow’da kaldı.

Mekanik Sporlar‘a, Ralli Dünyası’nın son demlerinde başladım. Ağırlaşan ekonomik koşullar nedeniyle dergiyi çıkarmakta zorlanıyorduk ama gündemde kalmamız lazımdı. Tabloit boyda, siyah beyaz ve 15’ günlük bir yayın fikri bana cazip gelmişti. İtiraf ediyorum, yayının boyutlarıyla çok oynadım; tabloitten gerçek gazete boyutuna; yine tabloite, ardından normal-tabloit arası bir boyuta, sonra da dergi formatına.. 76 sayı çıkardım ama kaç yılda derseniz, geçin onu bir kalem.. Yayın aralığını hiçbir zaman tutturamadık, şu veya bu nedenle.. Bir dönem, Opel’le yapılan protokolle ücretsiz dağıtım yaptık, ama bu dönem, sonraki döneme sorunlar devretti. Derginin ücretli olduğu fikrini okurlara kabul ettirirken göbeğimiz çatladı.

Üç yıl sonra, Erkut Kızılırmak, aklımı çok çeldi; Mekanik Sporlar’ın sahibi olmak istedi, vermedim ama dergi sahibi olmayı çok istiyordu. Uzun bir flört döneminden sonra, o finans koydu bense emek.. Ortaya Race&Rally çıktı. 7 Sayı yaptık, hesapladığımdan daha iyi reklam aldı, tezgahlarda görünür oldu ama finans bitti, iş bitti! Tabii burası biraz karışık bir yumak, çözüp iyi bir tahlil yapmak başlıca bir yazı konusu olur.

Race&Rally için, Mekanik Sporlar’a ara verme aptallığını yaptım; birbirine rakip olmasını etik görmedim ama farkında olmadan kendi topuğuma sıktım mermiyi.. ‘El’ dergi kapanınca, ‘yar’a dönmem kolay olmadı. Otomobil sporlarından en uzun soluklu uzak kalışımın nedenidir, bu ‘teşebbüs’.. Üstelik, benim patronaj altında çıkardığım ilk dergiydi. Bilmiyorum, belki Erkut’a gereğinden fazla bir değer yükledim. Sonra araya başkaları girdi, dergi ile birlikte O’nun takım-yarışçı planları hızla değişti, önce garaj-takım, sonra dergi kapandı. Altı ay, otomobil sporlarına, kısaca herkese uzak durdum ama sezon açılışına yakın, damarlarım sertleşti, karşı duramadım, yine düştüm parkurlara ve Mekanik Sporlar’ı bitkiselden yaşama çevirdim. 2008’e çok iyi girdi dergi, fakat sadece 6 ay! Sonra stopladık, tamamen ‘duygusal’ etkenlerle..

Otomobil sporları ihtisas basını dendiğinde, Cihat Mağara ismini geçmek mümkün değil. Ankaralı, ‘nevi şahsına münhasır’ bir kişilik olan Cihat Mağara, Yarış Günü adında tabloitten biraz büyük, kuşe kağıda bir yayını çıkardı, epey uzun süre.. Her yarış öncesi, start alanında alır koltuğunu altına dağıtırdı, Yarış Günü’nü.. Son dönemlerde Federasyon’un çıkardığı SF (Start-Finiş) isimli bilgilendirme broşürünün ilk tasarını diye bakarım, Yarış Günü’ne.. Sonra, birkaç yıl istatistiki yıllıklar yaptı, Cihat, ardından devlet memurluğundan emekli olup Kıbrıs’a yerleştiğini duydum.. Federasyonun Tosfed adıyla birkaç yıl yaptığı dergiye ise, sporun otoritesinin yayıncı olması fikrine karşı olduğum için hep itirazî yaklaştım ama dergi, sporun ihtisas yayını olarak bir dönem yayınlandı ve kapandı.

2000’lerde yayın yapanların başında ise, Rallispor geliyor. Serdar Bostancı ile parkurlarda sayısız başarıya imza atan, şampiyonluklar tadan Cihat Gürkan, daha çok sigara firmalarına özel baskılar yapan matbaasını sattıktan sonra CG yayıncılığı kurdu ve Maslak’taki ofisinde Rallispor’u çıkardı. Kaliteli baskı, zamanında bayiye çıkışı, sporun sadece ralli disiplinini baz alması, yurt dışı haberler kadar Cihat Gürkan’ın kaleminden farklı yorumlar ve röportajlarla Rallispor, yayınlandığı dönemde etkin bir iz bıraktı. Aynı adlı web sitesi ile desteklenmesine karşın, reklam almakta zorlandı, yeni nesil (genç) okuyucu ile webte takışınca da tepki aldı ve tirajı çok düştü. Sonra, malum son; dergi kapandı, birkaç yıl yıllık olarak yayınladı, sonra Cihat abi ciddi sağlık sorunları yaşadı ve dergi kapandı.

Arada atladığım oldu mu diye düşünüyorum, aklıma gelmiyor.. Tabii, Günaydın gazetesini, sevgili, rahmetli Akgün Tekin ağabeyimizin Günaydın’da ve ardından Gözcü’de otomobil sporlarına verdiği destek; yine sevgili Berkan Kılıç ağabeyimizin Günaydın’daki etkin konumu, bu yazıda daha çok gazete boyutunda yer aldı. Oysa ben, ihtisasa, yani dergilerine yer vermek istedim bu yazıda. Sabih Akgün‘ün çok eskilerde çok ara sıra çıkardığı birkaç sayfalık OtoMagazin‘i, Bursalı Cem’in iki sayı çıkabilen Hızşeridi dergisi; Gelişim yayınlarının Erkekçe‘sinde otomobilin sayfalarının peşine takılan cılız spor haberleri dışında varsa unuttuğum, peşinen özür dilerim. Bu yazının çok daha ayrıntılı ve uzunca olması mümkün ama buna hem zamanım, hem hafızam, hem de bu sütunlar az gelir. Bunu, bir ordvör olarak kabul görün, belki ileride ana yemek olarak önünüze getiririm yine.. Kalın sağlıcakla.. | İlk yayın, Ralli Ajansı; 27 Kasım 2008 : 00.21 | Redakte; 13 Nisan 2020 : 21.09

Son 50 haber

Yorum yaz

Go To Top
%d blogcu bunu beğendi: