Ahtapot!

LOGO-AHOSGOR-150Face?den de an?lık paylaşmıştım..
Bu sefer statümüz, ?misafir?, diye.
Boynumda yaka kartı ile selfi de yaptım..
Fakat, bunu paylaşmak içimden geçmedi.
?Misafir? olmak, değişik bir duygu.
Aslında, Ankara?ya giderken net değildim.
Toplantıyı izleme coşkusu yoktu içimde.
Lobide ortamı görmek ve..
İnsanlarla konuşmak vardı planımda.
Ki, ben lobide haber için satırları dizerken..
Öcal Zilanlı geldi karşıma.
Ankaralı, üst düzey görevli ve de..
Genel kurul kayıt masası görevlisi.
Elindeki misafir kartını bana uzattı.
Şaşırdım, izah etti; toplantı herkese açık, dedi.
Aldım ama bir anlam veremeden.
Sonra gördüm ki, bana has değildi bu, bir ?zorunluluk? idi.
Çünkü, delege olarak toplantıya giremeyen ama..
Pazar sabahı ekibi ile Ankara?ya gelen kulüp başkanları..
Yönetime yakın bazı üst düzey görevliler..
Ve, hatta Başkan?ın ta kendisi..
Hepsi, toplantıyı ?misafir? olarak izlediler.
Başkan, bizzat kendisi söyledi, açış konuşmasında..
?Ben de delege değilim? dedi.
?Misafir? uygulaması olmasa, O da salon dışına çıkacaktı.
Bu yüzden, misafir olmayı içme çok sindiremesem de..
Günün koşulları gereği, çok ta önemsemedim.
192 Delege adı vardı, listede, ama 119 delege salondaydı.
Tipik Türk geleneği; katılım, yüzde 62! Gelmeyen; yüzde 38.
Çoğunluğu bürokratlar, hatta garaj sahibi delegeler de..
Mali Kurul?un gidişatı hakkında öngörüsü olup ta üşenenler..
Üçün ikisi ile yapılan genel kurulda ise tansiyon çok kabarmadı.
Bir gün önce, Trabzonspor?un mali kongresi haberleri geldi aklıma.
Yönetim-muhalefet arasında sert tartışmalar ve hatta kavga..
Medyada boy boy haberler. Böylesi, elbette, istenilen değil.
Fakat, sırf el kaldırıp indirmek te vazifesi olmamalı delegenin.
Sormalı, sorgulamalı. Sonrasında ister ibra, ister ret eder.
Bir Satvet Çiftçi vardı, itiraz eden, söz isteyen, hak arayan.
Ki, o da biliniyordu zaten. Hatta çok sert konuşacaktı.
Bu yüzden, yönetim de hazırlık yapmıştı besbelli.
Divan Başkanlığı?na sunulan 24 imzalı dilekçelerden birinde..
Söz hakkını 10 dakika ile sınırlayan istek, güncel siyaseti anımsattı.
Muhalefeti susturmak adına, mecliste de aynı tarz istekler olmuştu.
Dilekçe oylandı, onaylandı. Herkes 10 dakika konuşacaktı!
Önlem hazırdı, fakat Satvet Çiftçi?den başka konuşmak isteyen olmadı.
O da, bu taktiğin kendi önünü kesmek için olduğunu kürsüden söyledi.
Divan Başkanı, kendisinden başka söz alan olmadığı için, süre sınırlamadı.
Velhasıl, ayaklara dolansa da, oyunlar yapılmadı değil.
Başkan?ın konuşması ise algı yanıltması yüklüydü.
?Abi? modunu seçti yine, ses tonu da dokunaklıydı.
Ama ne Başkan, ne de yönetimden herhangi biri..
Kürsüden seslendirilen hiç bir iddiaya cevap vermediler.
Delegasyon tedirgindi. Kurtlar sofrasına oturtulmuşlardı.
Pek çoğu ilk kez bir genel kurulda yer almaktaydı ve..
?İbra?nın dahi ne demek olduğunu algıda zorlandılar.
Faaliyet raporunun oylanması sırasında, yönetim direkten döndü.
Eller tedirgin ve zoraki kalktı. Önce az sayıda el havalandı?
Sonra, birer ikişer diğerleri; ama hep, birbirlerine bakarak!
Şüphesiz, onları oraya gönderen kulüplerin başkanları tembihlemişlerdi;
İbra etmeleri yönünde telkinler yapıldığı, gün gibi açıktı.
Fakat, Denetleme raporunda aykırı bir durum yaşandı.
Bir delege çıktı, ismini alamadım, ama Giresun?dan olduğunu duydum..
Aklı karışmıştı; yapılan açıklamalardan hiç şey anlamadıklarını söyledi.
Divan Başkanı uyardı, Denetim Kurulu Başkanı yeniden kürsüye geldi.
Ama, raporun dip notlarını net açıklama yerine, kelimeleri yuvarladı..
Denetim başı değil de, yönetim üyesi gibi konuşunca..
En ön sırada oturan muhalefet, Satvet Çiftçi ve Oyman Atabay itiraz ettiler..
Çiftçi?nin, Bektaş?a yönelik ?Bakanlık denetmeni? sözü..
Ayşe Özbaş hanımı tetikledi. Sonradan katıldığı toplantıda söz istedi.
Kendisi, denetim raporunda imzası olan Bakanlık üyesi denetmendi.
Dip notlarındaki çekincelerini izah etti, daha anlaşılır bir dille.
Elma ile armutun nasıl aynı sepette götürüldüğünü izah etti.
Yönetim, ödül gecesi ve eğitim seminerini bir paket yapmıştı ama bu;
Kurallara aykırı bir işlemdi. Üstelik, eğitimin giderleri vardı orta yerde..
Fakat, ödül gecesine ait olanlar yoktu! En azından, kendilerine verilmemişti.
Ayşe hanım, Bakanlık Denetmeni olarak;
?Kurallara uymayan usulsüzlükler var?, dedi.
?Ama biz yargı değiliz, müfettiş raporu yayınlandıktan sonra..
Son kararı yargı verir? diye de ekledi.
Mali kuruldan edindiğim izlenimlere gelince..
Yönetim ve çevresi, Satvet Çiftçi?nin girişimlerinden son derece rahatsızdı.
Mali kuruldaki beceriksizliklerini ve hatta sporda yapamadıklarını da..
Muhalefetin girişimlerine bağlamaları çok ucuz bir yöntem oldu.
Eski yönetimler de yapamamıştı diyerek durumu ajite etti ama..
Unuttuğu; o yönetimlerin sportif tarafında kendisi de vardı!
Satvet Çiftçi, delege olamayanlara hitaben;
?Sorun ben de değil, yönetimde? dedi, çok net.
?Kendisi de delege değil zaten? diye kara mizah da yaptı, Başkan?a hitaben..
Başkan da kabul etmek zorunda kaldı ve..
Bu konu ile öncelikle uğraşacağını söyledi.
Muhalefet, yönetim katı değil, yönetimin yaptıklarını tespit edip eleştirmek işi.
Delegelerin üstünü çizen kural, hâlâ statüde apaçık duruyor.
Onu kaldıracak olan yönetim, tabii eğer isterse. Göreceğiz..
Aynı Başkan, dolaylı da olsa ajansın haberlerini de destekledi.
Gözetmenlere ve hâlâ 160 bin lira borç olduğunu açıkladı.
1,2?si devletten alınan, toplamda 2,5 trilyon para harcanmıştı..
Ama gözetmen çocuklara hâlâ 160 bin borç vardı! Ayıp ötesi durum.
Divan Başkanı, Süleyman Bektaş, eski Başkan Mümtaz Tahincioğlu?nun avukatı.
Divan Başkanlığı?na aday gösterildiğinde, bazı kaşlar kalmadı değil, fakat..
Toplantı boyunca ne yar, ne ser dedi, yani görevini usulünce yerine getirdi.
Denetim raporunun okunmadan oylanması dilekçesini okuttu..
Ve, hatta oylattı, fakat peşinden uyardı;
?Denetim raporu okunmadan olmaz, özet te olsa bilgi verilsin?, dedi.
Önceden hazırlanan ayak oyunlarından birisi de böyle bozuldu.
Süre kısıtlaması dilekçesi kabul görse de, uygulamada Divan?a takıldı.
Divan Başkanı, Satvet Çiftçi?ye ?yeteri kadar? süre tanıdı, söz kesmedi.
Kürsüden yapılan her konuşmadan sonra, yönetime sordu;
?Var mı bir diyeceğiniz?? Hiçbirinden ses gelmedi.
Üslubu sakin, tarafsız ve toparlayıcı oldu, Divan Başkanı.
İstanbul delegesi Satvet Çiftçi, bu toplantıya çok önceden hazırlanmıştı.
?Ağır? konuşacağını söylüyordu, yakın çevresine..
Ajanstaki son yazısı ise, toplantı konuşmasına çok yakındı.
Toplantıda, önündeki metine sadık kalmaya çalışsa da spontane konuştu.
Bir iki kez takıldı, ama genelde konuşması akıcıydı.
Son genel kurulda, ipad?den okuması delegasyonu olumsuz etkilemişti.
Bu yanlıştan dönerek artı puan aldı, fakat..
Konuşmasının başında Başkan?ın ?alkol ve ehliyet kaptırma?sını yinelemesi..
Salonda havayı soğuttu, birçok delegeye ?ne gerek vardı?? dedirtti.
İsok?taki alacağının üzerini çizdiğini belgeli ortaya koyması yerindeydi.
Konu hakkında yapılan spekülasyonları kökten kazıdı.
Başkanlık niyetinin ve para ile işinin olmadığını vurgulaması da ses getirdi.
Adresinin Uyap?ta, gelirinin ise Maliye Bakanlığı’nda..
‘Rekortmenler listesi’nde kayıtlı olduğunu vurguladı.
Niye muhalefet ettiğini net söyledi;
Spor iyi yönetilsin, parası çarçur edilmesin, dedi.
Önceki Başkan ile de bu konuda uğraştığını..
Şimdikinin de onun devamı olduğunu
vurguladı..
Ben, en çok ‘ahtapot’ lafına takıldım.
Sporun dört bir taraftan kuşatıldığını..
Yönetimin, sporun kanını emdiğini söylemesi ve hatta..
“Çete” vurgusu yapması, çok dikkat çekiciydi.
Bir de, 2015 için tahmini bütçede gelir kalemleri arasında yer verilen..
600 binlik dilim için, “imkan harici bir gelir” tanımlaması yaptı.
Denetim Kurulu Başkanı?na anlık tepkisi de çok yerinde ve çok doğruydu.
Yönetim ağzıyla konuşan Denetim Başkanı, muhalefetin itirazları üzerine..
Daha fazla duramadı ve topladı evraklarını, kürsüyü terk etti.
Ki, Çiftçi ilk konuşmasında denetim kuruluna uyarıları için teşekkür bile etmişti.
Satvet Çiftçi?nin ikaz ve itirazları salondaki delegeyi fazlasıyla etkiledi.
Mesela bir delegenin açıklama istemesi buna örnekti.
Toplantı çıkışında, Ankaralı bir bürokrat-yarışçının sözü kulağıma takıldı;
?İyi ki Satvet Çiftçi vardı!” dedi ve ekledi;
“Yoksa bunlardan bi haber elimizi kaldırıp indirecektik..?

Toplantı çıkışı, bir başka delegenin, Çiftçi?yi kenara çekip, bilgi aldığını gördüm.
Ve hatta yanlarına yaklaştım, fakat delege ikaz edince ayrılmak zorunda kaldım.
İnsanlar, neler olup bittiğini yeni öğreniyorlar ve bunu muhalefete borçlulardı.
Başta Satvet Çiftçi, ardından Sakarya delegesi Tansu Uzun?un yaptıkları..
‘Suç duyuruları’ ise şok adımlardı.
Genel kurulda yapılan bu suç duyuruları, tutanaklara geçmiş olmalıydı..
Yansımalarını ise gelecek günlerde hep beraber göreceğiz.
Bir yandan Ankara?da yargısı devam eden..
Diğer tarafta Müfettiş tarafından didiklenen..
Başkan ve yönetimi, genel kuruldaki suç duyurularından da nasiplenirse eğer..
2015, yönetim için hiç te hayırlı günler getirmeyecek..
2014 Mali Kurulunda, futboldaki gibi kavga yaşanmadı, çok şükür..
Ama önceki pek çok örneğindeki gibi, gözü kapalı da geçmedi her şey..
119?da 24 ret oyu, muhalefet için ciddi bir ışık.
İki önceki genel kuruldaki gücüne bugün sahip olmadığını düşünen muhalefet..
Yüzde 24 ile umutlandı. Yönetimi ciddi salladı.
Ama sonuca bakacak olursak, evet, yönetim ?ibra? edildi.
Fakat unutulmamalı ki, benzer ibra?lar geçiren iki önceki yönetim, bugün yargıda.
Yani, delegenin ibrası yetmiyor!
Devlet, verdiği paranın hesabını yargıda sorabiliyor.
Eğer müfettiş ve denetimin üstüne basa basa vurguladıkları usulsüzlükler de..
Bir gün, yargı önüne taşınırsa, başta Başkan, bu yönetimin de başı çok ağrıyacak.
Genel kurulun yapıldığı Bilkent mevkiinde Pazar sabahı hava pusluydu.
Toplantı bittiğinde herkes şehrine geri dönme telaşına kapıldı ama..
Giderken, beraberlerinde, cevapsız kalan sorularını da götürdüler.

Son 50 haber

1 Yorum - “Ahtapot!”

  1. Sayın Hoşgör. 5 yıldır sporun içinde gözetmen olarak yer alıyorum. Bu süre içinde görev aldığım pek çok yarış oldu. Bazı yarışların paralarını hemen, elden teslim aldık, bazılarına (olması gerektiği gibi) daha insani şartlarda ulaşım sağlayabilmek için (olmaması gerektiği gibi) harcırahlarımızı hibe ettik, bazılarına sadece yarış havası koklamak için hiç bir beklenti içinde olmadan gittik, bazılarının parası ise hala yatacak diye bekliyoruz. 5 yıl gibi kısa bir süredir bu işin içinde olmama rağmen sırf bu ödeme mevzusunda yaşanan sıkıntılar yüzünden küsüp 2. kez bir yarışa gelmeyen çok gözetmen arkadaşımız da oldu. Ancak her yıl yüzlerce yeni arkadaşımız aramıza katılırken, ödemelerin yanında daha size sayabileceğim binlerce sıkıntıya rağmen yıl sonunda onlarca kalıcı ekip arkadaşı ediniyoruz. Evet, inanın ki gözetmenlerin alamadıkları ödemeler aslında gözetmenlerin yaşadığı sorunların çok küçük bir kısmını oluşturuyor.

    Bunu şunun için anlattım; muhalefet ne zaman yönetimin yolsuzluklarını dile getirse dillerinde ‘gözetmen çocuklara dahi ödenmeyen paralar’, yönetim ne zaman kendini savunsa dillerinde ‘gözetmenlere ödenmesi gereken paralar öncelikleri’, medya ne zaman bir haber yapacak olsa dillerinde ‘gözetmenlerin parası’. Biz gözetmenler için bu söylemler o kadar boş ki, o kadar gönül incitici ki tahmin edemezsiniz. Haklarının yenildiğini düşündüğü gözetmenin görevini yapmasına mani olan muhalefet, yağmur ihtimali olan yarışta dağ başına yağmurluksuz gönderilen gözetmeninin ne durumda olduğundan bi haber yönetim, güvenliği sağlamaya çalışan gözetmene ‘sen ananın karnındayken ben bu işi yapıyordum, kes sesini’ diyen medya, işin içine ne zaman para girse gözetmeni baş tacı yapıyor. Emin olun, her yıl aramıza katılan o yüzlerce gözetmenden yıl sonunda bu spora tutunan 10-20 gözetmenin her biri bu riyakarlığın, bu kirli oyunların farkında. Eğer bugün hala buradalarsa, buradaysak kendini yukarıda gören birilerine olan sevdamızdan veya o kişiler tarafından finanse edilmemizden değildir, bir gün tekrar bir F1 yarışı görebilme, bir WRC havasını içimize çekebilme umudunu içimizde yaşatabilmeyi başarabilmemizdendir.

    Sizden ve bu işin içinde parmağı olan o tepedeki ‘büyüklerimizden’ beklediğimiz şey bizi oyunlarına alet etmemeleridir. Günlük alacağı 50 liranın peşinde koşan insanlar olarak gösterilmekten rahatsızlık duyuyoruz. Lütfen birileri sağlayacağı rant için kimimizin zaten yarış haftalarında köy kahvelerinde arkadaşlarına ısmarlayacağı çaylara harcayacağı o parayı ağzına sakız etmesin artık. Gelin üreticisinin bile bugün görse hatırlamakta zorlanacağı, çoğu tam çalışmayan elektronik aletleri kullanmak zorunda kalmamızı, bütün haftasonu toplasanız 2-3 saat yarış görebileceği organizasyonlara gitmek için katlanmak zorunda bırakıldığımız 10-15 saatlik yolculukları, bir haftasonunda belki 2 belki de 3 kere yediğimiz, adına kumanya dedikleri şeyden ötürü takip eden 1 hafta boyunca çektiğimiz mide ağrılarını, bazı kendini bilmez sporcular veya üst düzey yetkililer tarafından psikolojik veya fiziksel şiddete maruz kalan gözetmenleri ve karşılığında o kişiler hakkında işlem yapması gereken mevkilerdeki sözde sorumlularımızın o kişilerle nasıl ortamlarda kadeh tokuşturduklarını tartışalım. Cesareti olan varsa, bu sporun gözetmene olan ihtiyacını, gözetmene vermesi gereken değeri ve gözetmenin gördüğü muameleyi tartışsın, yönetime yüklenecek olan buradan yüklensin, haber yapacak olan bunu yapsın, varsa diyebileceği bir şey yönetim bizler için ne yaptığını anlatsın.

    Son olarak söylemek istediğim; unutmayınız ki biz gözetmen ‘çocuklar’ değiliz, biz görevini elindeki imkanlarla her şeye ve herkese rağmen yerine getiren, bu işi sadece sevdasından yapan, çoğu genç ‘profesyonelleriz’.

Yoruma kapalı

Go To Top
%d blogcu bunu beğendi: