Kırk yılın ardından

Pandemi, herkes gibi bizlerin de hayatını derinden etkiledi. Konuya iyi tarafından baktığımda, kısıtlı kalan zamanlarımda daha çok geçmişe daha çok vakit ayırdığımı söyleyebilirim. Günlük koşuşturma ile sezonun peşinden yetişme telaşları nedeniyle vakit ayıramadığım geçmişimizle irtibatımızı daha çok pekiştirdim. Bir ömür adanmış olan bu derginin 40 yıla varan geçmişi hem çok yoğun, hem de önemli ipuçları ile dolu.

Pandeminin ilk aylarıydı sanırım, yarışlar yapılmadığı ve insanların yüz yüze görüşmekten kaçındığı zamanlardı ve ben de kendimizi uzaktan eğitim gibi uzaktan iletişime kurguladım. Zaman zaman ajansta zoom görüşmeleri yayınlarken, sıkça da derginin geçmiş yıllarından alıntılar yapmayı tercih ettim. En çok ta, o yıllar kaleme aldığım yazılarımı tekrar tekrar okumak  bende çok farklı duygular oluşturdu.

Arşivde gezinirken, bazen altın bulmuş gibi sevindiğim bazı yazı veya haberleri güncelleyip hemen ajansta paylaştım. Bu tespitlerimden birinde, derginin ‘0’ ve ‘1’ gibi çok nadir korunan sayılarındaki köşe yazılarımı tekraren okurken, iki şeyin farkına vardım. Bunların ilki, o yıllarda da derginin yaşadığı sorunlardı ki bunların bugün de devam ediyor olması talihsiz bir saptama fakat bunu henüz ilk sayılarda tespit etmiş olmama rağmen bunca zaman inatla devam etmiş olmamı halen anlayabilmiş değilim.

Fakat ikinci saptamam beni bugün elinizde tuttuğumuz sayının kapak ve içeriğine kadar getirdi. Yıllar geçtikçe ve 10’arlı yıllar üst üste devrildikçe saymayı arka plana bıraktığım dergi geçmişimiz artık 40 yıla dayandı. 15 Aralık tarihi dergide 41’nci yıla adım atacağımız vakit ve önümüzde bunun için çok kıza bir zaman var.

SAYFAYI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNİ TIKLAYABİLİRSİNİZ.

İlk sayıda başyazımdan sonra dikkatimi çekip te yeniden okuduğum satırlarda farklı bir konu daha yakaladım. Günümüzde var olmayan Ankara’nın Başkent Otomobil Sporları Kulübü (Bosder) tarafından yapılan Gençlik Rallisi’ni kazanan isim, İstanbullu rallici Serdar Bostancı da ‘ilk zaferini’ o zaman kazanmıştı. 9 Ağustos tarihi de O’nun 40 yıllık kariyerinin ‘ilk’ zaferi olarak önemliydi şüphesiz (sağda). Dergimin 40 yılı ile Serdar’ın 40 yılını örtüştürdüğümde, bugün 244’ncü sayımızın kapağında kendisine yer vermeye karar verdim. Kapak tercihimizin hikayesi böyle gelişti..

O yıllar bilgisayar olmadığı için digital arşivde yer almayan derginin ilk sayısında okuyup ta bana ilham veren yarış haberini yeniden dizip redakte etmek ilk adım oldu. Yetmedi, Serdar ile ile ilgili bilgileri de özellikle yeni jenerasyonla tanıştırmak adına kariyerini haberleştirmeyi düşündüm. Kırk yıldır bu sporda adı geçen binlerce isim tanırım, fakat kendi kariyerine bu kadar değer veren ikinci bir isim olduğunu sanmıyorum. Bildi deposu olarak akla gelebilecek her mecrada az ya da çok illa ki kaydı var. Hele dünyanın kütüphanesi sayılan wikipedia’da okumaktan yorulursunuz. Bir de, yine ilk ve tek olarak tanımlayabileceğim hayat hikâyesi var ki, üç saat! Önceki yıllarda bir etkinlik sırasında kendisinden edinmiştim. Hazır kapak konusuna destek yazısı arıyorken koydum bilgisayarımın disk okuyucusuna, seyrederken özellikle hayatınca yer alan farklı kişilerle yapılan değişik röportajlardan alıntılar çok dikkatimi çekmişti. Youtube’a baktım, “iki yarış arası hayat” yazınca çıkıyor

Serdar’ın 47 yıllık sportif kariyeri sadece kendisi değil bu süreçte kurup geliştirdiği takımı, otomobilleri, yetiştirdiği ve desteklediği diğer sporcuları da harmanladığı için, eriştiğim bilgiler beklediğimden fazla çıkınca onları da redakte etmek zorunda kaldım. Sadece Serdar Bostancı’yı anlatan satırları ayıklayarak tahminimce 1,5 sayfa kadar tasarruf ettim. 2,5 sayfalık hayat hikayesini ise farklı yıllara ait çok renkli ve değişik fotoğraflarıyla bezeyerek değişik bir çalışmayı tamamlamak için gereken uzun çalışma saatleri ise araya giren bayram tatilinde fazlasıyla vardı. Sırf ne yüzden İzmir’deki Ayosk tırmanmadan sonra planladığım kısa tatil kaçamağı hayal oldu. İnşallah dergi çıkıp dağıldıktan sonra yeniden gündemime alacağım.

Kırk yıl çok uzun bir zaman. Çok kimseye nasip olmayabilir ama olanların da çoğunun kıymetini bilemediğini düşünürüm. Bu yüzden, Serdar’ın sportif kariyerine verdiği önem sebebiyle ayrıca kutlamak için, dergi ile birlikte ziyaretine gidip 40 yılın hatrına bir orta kahvesini içmeyi düşünüyorum. Dergimin 40’ncı yılını anımsamama sebep olduğu için de ayrıca teşekkür etmeyi de unutmayacağım.

Son iki yıldır hep birlikte zor ötesi bir dönem geçirdik. Riske giren yaşamlarımızı korumak pahasına akışına kapıldığımız hayatın farklı zorluklarını yaşadık. Kırk yılı anımsarken, hiç bu kadar habersiz kaldığım bir dönem olmadığının farkına da vardım. İçerde ve dışarda yarışlar yapılmayınca, anlatacak hikaye bulamıyorsunuz. İnsanlarla irtibat ta kopunca, onların hikayeleri de eksik kalıyor. Bu zamanda geçmişe dönmek, yaşadıklarımızdan dersler çıkarıp hesaplaşmak ideal bir çözüm oldu. Şüphesiz herkesin kendince bir hikayesi var, ama başarılı ama başarısız. Umarım gelecek günlerde bu salgından kurutulup yeniden normal hayatlarımıza geri dönebiliriz. Bu yaz, umutları arttıran adımlar atıldı. Dışarıda yarışlar yeniden rayına girdi, içeride de benzeri için çalışılıyor.

Geçmişte en çok takvimde aynı hafta birden fazla yarış konulmasından yana darlanırdım, biri Ege’de diğeri kuzeyde aynı hafta iki yarış için nasıl iki parçaya bölünmeye çalıştığımı düşündüğüm o güleri bugün tebessümle anıyorum. Son hafta sonu iki tırmanma vardı, biri Gemlik’te ulusal, diğeri İzmir’de mahalli. Gönül her ikisini de kendi gözlerimle izlemeyi isterdi fakat bu fizik kurallarına aykırı durumda tercih yapmak zorunda kaldım. Takvimin önümüzdeki zaman kesitinde de çakışan yarışlar var ama emin olun hiçbirisine serzeniş yapmayacağım. Sonuçta yarışsızlık en kötüsü.

Hızlı ve yoğun bir yazın ardından yine dolu dolu bir sonbaharın bizi bekliyor olmasını bilmek te yürek ferahlatıcı. Önümüzdeki ayın ikinci yarısında bizleri maraton bekliyor. Ulusal ve mahalli yarışlarla birlikte Ağustos’un nasıl geçeceğini anlayabileceğimizi sanmıyorum. Hemen peşinden ise Ekim başında Intercity İstanbul Park’ta yapılacak olan Turkish GP’yi çok kimse gibi iple çekiyorum. Otopark biletleri gibi tribün biletlerinin de bugün yarın tükenme olasılığı yarışın eski günlerini aratmayacağının bir göstergesi. İyi bir yarış izlemek kadar, yarışın uzun yıllar İstanbul Park’ta kalıcı olmasını diliyorum. Maske, mesafe, hijyen üçlemesi ile kalın sağlıcakla. | Ralli Dünyası Dergisi’nin 245’nci sayısından alınmıştır. 9 Ağustos 2021 : 09.00

Son 50 haber

Yoruma kapalı

Go To Top
%d blogcu bunu beğendi: