Marmaris’ten kalanlar

03.11.2017 : 09.00 | “Neler olacağı” hemen herkesin en önde gelen düşüncesiydi, Ula’dan aşağıya inerken…

Marmaris’in iyot kokulu, rengi lâciverte yakın denizi kucaklıyordu gelenleri, geçen yıla ek olarak…

Kimi şampiyonluğunu ilân etmek, kimi “ben de buradayım, beni unutmayın” demek, kimi de gurubunda hedeflediği sonuca ulaşmak için geliyorlardı…

İzleyenler olumlu izlenimler taşıyordu, en yakın rakibine altı dakikadan fazla fark yaparak ralliyi kazanan Orhan Avcıoğlu varış podyumuna çıktığında…

Murat Bostancı’nın yoldan çıkıp terk etmek zorunda kaldığı ÖE 9 Yusuf Aramacı’ya kadar başta götürdüğü Marmaris Rallisi’nde, Yağız Avcı en son etap Red Bull’dan sonra motor arızasından kalmış; Burak Çukurova şampiyonluğu garantilemesi nedeniyle kendini fazla sıkmamış; gelişen bütün olaylar Orhan Avcıoğlu’nun podyuma çıkmasına engel olamamıştı…

Bir konuyu özellikle vurgulamak istiyorum.

Özel etaplara geçmişte otomobil sporlarına hizmet etmiş kişilerin isimlerinin verilmesi uygulaması olabildiğince sürdürülmelidir

Rallinin zaman çizelgesine baktığımızda duygulanmamak mümkün değil…

Gelin bir kez de birlikte bakalım…

Ayhan Tokyay… Bembeyaz kıyafeti ve fularıyla direksiyon başında oturuşu ve kostaklanarak yürüyüşüyle bugün bile gözümün önünde… Bizlerden önceki kuşağın önde gelen kişilerinden…

Mustafa Koç… Kim olduğunu anlatmaya gerek yok. Dedesi, merhum Vehbi Beyyeter artık” demeseydi, komple sporculuğuyla kim bilir hangi kupalar müzesini süslüyordu…

Ali Sipahi… Durun bakalım bir dakika; şöyle bir toparlanın ve beş dakika düşünün… Şimdinin gençleri belki pek fazla tanımazlar ama ülkemizdeki otomobil sporlarına en fazla katkısı olanların başında gelir, hatta başlangıcı bile denilebilir… “Ali Baba” derdik O’na… Sürücülüğü tartışılmaz; organizasyon yeteneği tartışılmaz; yöneticiliği tartışılmaz; takipçiliği tartışılmaz… Hakem Gurup Başkanlığı yaptığım dönemlerden hatırlarım. Girmediği yarışlarda hakem noktalarını tek tek dolaşır ve hakem kronometrelerini kontrol ederdi…

1980 yılı Günaydın Türkiye Rallisi’ydi. Bitiş noktası Denizkent’ten bir önceki kontrol noktasında görevliydim. Gelenler arasında Ali Sipahi Sabit Akça yoktu… Arkasındakilere sorduk, pek fazla yeterli bilgi alamadık. Görev bitince tası tarağı toplayıp Denizkent’e döndüğümüzde, arabamızı park edip ralli merkezine doğru yürürken Şükrü’yü (Okçu) gördüm, başı önünde bize doğru geliyordu, siyah sakalları arasındaki asık suratıyla… “Hayrola…” dedik. Aldığımız yanıt “Ali Baba’yı kaybettik” ti…

Renç Koçibey9 Şubat karanlık gününü geçtiğimiz sayılarımızda anlatmıştım… Özellikle gençlere olan ilgisi ve yardımı kelimelere dökülebilecek kolaylıkta değildi. O’nu ilk kez 1969 yılında ilk kez katıldığım toplantıda -o zamanlar TTOK’da Salı Toplantıları vardı- orada tanıdım. Hararetli hararetli bir şeyler anlatıyordu. Sonraları arkadaşlığımız gelişti, birlikte geçirdiğimiz son akşamı sizlerle paylaşmıştım. Bilekliydi, yürekliydi, kazandıklarını bu spora geri vermişti kendisine hiçbir şey almadan… Az şey mi?…

Lemi TancaTürkiye’deki yardımcı sürücülerin ilk kralıydı… Renault ekibinde Faruk Süren’in yanında oturdu, Aytaç Kot’un yanında oturdu. Aktif sporculuk hayatı bitince Renault’ta görev aldı. Sonraları birlikte birçok yarışın hazırlığını yaptık; dağ bayırda yol dolaştık, hatta bir keresinde Şile’de bir orman yangınına ilk kez biz şahit olduk, yangının söndürülmesine katkımız oldu… Onu anlatmaya kelimeler yetmez, unutmaya da akıl…

Ve Yusuf Aramacıİtalya’da edindiği deneyimleri ülkemize taşıyan, teknik konularda uzman bir kişiydi. Birlikte komiserlik yaptığımız birçok yarış oldu… En son O bıraktı gitti bizi; yatmadan, kapılara bakmadan…

Nur içinde yatsınlar… Unutulmasınlar…

Son 70 haber

Yoruma kapalı

Go To Top