Garaj sohbetleri | Ali Gökhan Yazıcı


İstanbul Park Spor Kulübü’nün..
2017 Baja Gala’sında karşılaştık..
Ali Gökhan Yazıcı ile..
Beş gün sonrasına..
Cuma akşamı için randevulaştık..
Maslak Atatürk Oto Sanayi Sitesinde..
Kopilotu Alpaslan Yüksel’in (Apo)
Garajına giderken..
Ne yalan söyleyeyim,
Çok ta umutlu değildim.
Öncesinde de beni çok atlatmıştı çünkü..
Üstelik hem Cuma idi, hem akşamüstü..
Hem de İstanbul’da yağmur ve soğuk vardı.
Ama garajın kapısından adım attığımda karşımda duran,
Garajın ustası veya çırağı değildi..
Ali‘yi görünce, önce şaşırdım, yalan yok..
Asıl şaşırtıcı olanı, askıdaki motorun başında..
Elinde 12-14 anahtar, uğraşmaktaydı.
Çok değil, beş dakika sonra..
Başında uğraştığı motoru kendisi için değil..
Oğlu için hazırladığını söyledi.
18 Yaşındaki Junior Yazıcı..
Baba onayı ve desteği ile yeni sezonda parkurlara niyetliydi.
Aslında, 2017 üzerine konuşmaktı niyetim, Gökhan ile..
Üstelik instagramdan da duyurdum bunu..
Ama olmadı! Nedeni ise ben değil, biz’dik!
Çünkü, üstümüze ne vazife ise..
Sporu biz kurtaracakmış gibi derin sohbetlere daldık.
O kadar derinlere düştük ki..
Saatin ne kadar çabuk ve çok geçtiğini dahi anlayamadık!
Vakti gelince, önce garajın çırağı Enes, izin istedi..
Ardından Apo giyindi..
Ali Gökhan da kir ve yağından kurtardı kendini.
Beş dakikada bir Seat’ın içine doluştuk, garajdan çıktık.
Beni 4.Levent’te metroda bıraktılar..
Aleme kaçtılar demeyeceğim ama..
Bilmiyorum, günah da almayayım, kim bilir!
Metro, metrobüs ve metro kombinasyonu ile eve dönerken, daldım..
Gökhan  ile konuştuklarımıza, niye böylesi derinliklerde gezindiğimize..
Direksiyonda olmayınca insan..
Trafikte de zaman kaybetmeyince..
Metro raylarda giderken, zihinler boş kalıyor. Kurdum sürekli kafamda..
2017 söyleşisini bir başka güne erteledik ama.. Çok ta lafladık.
Belki, faydası olur diye.
Geçtim klavye başında..
Ali Gökhan, aslen ‘rallici’, sonradan off’çu, ama mutsuz!
O’nu mutsuz eden ‘insanlar’..
Ralli ya da off, fark etmiyor..
Kırgınlıkları ise diz boyu..
Baştan sarayım..
Ali, 12 yaşında direksiyonu kaptığını..
14’ünde ilk cezasını yediğini anlattı..
Ardından da..
Belgrad Ormanları’nda..
Rallileri takip etmek için..
O yaşlarda verdiği uğraşılardan dem vurdu.
Bacı, Emre, Renç gibi bu sporun efsane isimleri için,,
Teptikleri yolları, uğraştıkları sorunları anlattı durdu.
Ralli sevdalısı olarak..
Antalya’daki WRC etaplarına ulaşmak için çektiği çileden..
O günlerde aynı sendromu yaşayan pek çok kişi gibi..
Karşısında dikilen Bacı ‘duvarını’ nasıl aştığını..
Anlattı esprili bir dille.. Sonrasında ise..
Lafı döndü getirdi, kuralsızlıklara ve yaşadıklarına..
Ralliye nasıl ve neden küstüğünü, döktürdü sırasıyla..
Uzun oldu sohbet, üstelik teyp kaydı da yapmadım.
Tamamen doğaçlama, akılda ne kaldıysa..
Asıl çarpıcı bir anı ilk kez duydum, ağzından;
Opel’ini nasıl elden çıkardığını anlattı..
Lafı nereden çevirdiyse…
Tıpkı, o Cuma günkü gibi, ralli günlerinde de,,
Kendi garajında motorunu toplayan biriydi, Ali..
Parasızlığından değil, yanlış anlamayın.
Limanı bilirim, holdingi de.. Sonradan otelini öğrendim..
Yani para ile işi yok Ali’nin, sırf yoğun iş stresinden kaçmak için..
Motora saranlardan.. Benzer vak’alar bilirim, Ali de ekli..
Gözü gibi bakardı Corsa’sına ama bir gün satıverdi.
O zamanlar konu gözden kaçtı ama ayrıntısı ilginç geldi.
Bir gün, İTÜ’de ‘hoca’ olan Azmi Demirel, çıkar karşısına..
Azmi de, tıpkı Gökhan ayarında bir ralli sevdalısı..
O da ayrı bir makale konusu olacak derinlikte..
Azmi hocam da garajında kendi yapar motorunu, eksiği gediğini..
Gökhan’a demiş ki; “Senin Opel’inde gözüm var!”..
Satmaya niyeti dahi yok iken, o lafta kitlenmiş kalmış Gökhan,
‘Gözü kaldıysa, bana yar olmaz’ endişesi ile sormuş Azmi hocaya;
“Ne kadar paran var?”..
Ki, Corsa’sını ne satmaya niyeti var..
Ne de fiyatı konusunda bir fikri.
Spontane gelişen bir alışveriş..
Azmi’den, ‘On bin liram var’ yanıtı alınca, tereddütsüz vermiş..
Gözü gibi baktığı Opel’ini, değerine gitti mi diye düşünmeden.
Üstüne, pek çoğunu kendisi yurt dışından getirdiği ne kadar yedeği varsa, hepsini..
Oğlu’nun, ‘baba ne yapıyorsun?’ demesine yanıtı ise;
“Gözü kaldıysa eğer, bir yerlerde uçar kalırız” yanıtını verip..
Susturur, o günler junior’un isyanını..
Azmi’ye, çok uygun şartlarda ve gözü gibi baktığı..
Corsa’sı ile el sıkışmasında bir de ayrıntı var elbet..
Sıtkı sıyrılmış ralli camiasından..
Zaten ralliye vedasında da bu sebep var.
Eskilerden dem vurduğunda..
Şartların amatörce olmasından çok memnundu Ali’yi..
“Bende anahtar ve lokma takımı zengindi..”
“Diğer arkadaşlar alır, işini görürdü..” dedi.
Bir başkası yıkama için motorunu paylaşırdı veya..
Diğerlerinde olmayan bir değerini.
O zamanlar rallilerde ortam samimiydi, her şey arkadaşçaydı.
Her şeyi serviste paylaşır ama parkurda dişe diş rekabet edilirdi.
Sonrasında yine finişten sonra aynı samimiyetle herkes birbirini kutlardı.
“Ne zamanki, bant çekilmeye başlandı servis alanında..” dedi, Ali..
Ardından da sitemkar cümleler kurdu;
“İsmi lazım değil” dedi ama adres belliydi.
Sporun eskisini de bilen, kendisi de yaşayan ve..
Şimdilerde bu işten kazanan birini zikretti..
Servis alanlarının parsellenircesine bantlanırken..
Aslında samimiyetlerin bitirildiğini söyledi.
Spora para gelmişti, hırs bürümüştü gözleri..
Tabii, kazanmak için masa başlarında kurallarla oynamalar da..
Bu dönemlerde filizlendi. Parkurda kazanan..
Daha tulumda teri kurumadan,
Çelmeyi yiyordu, o yıllarda..
Bir iki derken,
Bu aymazlıklarla uğraşmaya değmeyeceğini düşünerek..
Rallilere veda etmeyi..
Çare olarak gören Gökhan..
İşte o, tam da ‘kafasının karışık olduğu’ dönemde tanıştığı..
Necmi (İnan) Usta’nın davetine uyup..
Soluğu offroadda alır!
Ama ne halt ettiğini..
O yıllarda offroadda da kuralsızlığın diz boyu olduğunu,,
Ancak içine girince anladı, Ali..
Yağmurdan kaçıp doluya tutulmuş gibi..
Başladı yine kuralsızlıklarla mücadeleye..
Offroad’un dünyada bizdeki gibi bir uygulaması olmadığından..
Kuralların İstanbul’da ayrı, Anadolu’da ayrı uygulanmasından..
Kapılı etaplarda ne entrikalar döndüğünden..
Hele bir de İstanbul dışında, offroadun yeni yeni baş gösterdiği..
Bir ilimizde (isim vermiyorum ama yakinen de yaşadım)..
O şehrin yarışçılarının nasıl kestirme yapıp..
Kendilerine 2’şer dakika bindirmesine..
Bunu anladıklarında ise kendilerine nasıl ‘tiyo’ verdiklerini..
Matrak ama eleştirisel dozda anlattıkça, Ali..
Biz, dibin dibini gördük garajda.
Ne saat mefhumu kaldı, ne yapacağımız röportaj..
Ne de yarışa hazırlanacak motor umurdaydı.
Hemen hemen aynı bir ömür sürecini törpüledik, Ali ile..
O yarıştı, ben haberciliğini yaptım.
Aynı dertleri, sorunları, kuralsızlıkları, haksızlıkları..
O yaşadı, biz yazdık.. Ne işe mi yaradı?
Koca bir hiç! Onca yılımız heba oldu.
Sonunda, sporun başkanları ile dahil..
Kurallar üzerine yaptığı diyalogları da anlattı, Ali..
Ben de, mal bulmuş gibi dinledim, oysa..
Çoğunu farklı açılardan bizzat yaşamıştım..
Sadece o yıllara yeniden götürdü beni.
Geldi çaylar, gitti kahveler..
Sonrasında kahveci de gelmez oldu!
Kahvecinin tepsisi ile, Apo’nun..
Garaja getirdiği kahve, son oldu..
Ama biz hala devamdık!
İki dino bir araya gelince..
Lafların ardı arkası kesilmedi.
Yad ettik, kulak çınlattık..
Bu spordan bir … olmaz dedik..
Tebessüm ederek..
Ama giden yıllarımızı unutarak!
Ali, kendinden yana umudu kesmişti, belli ki..
Seneye yapar yapmaz, belli olmaz..
Ama şimdilerde, aynı eski amatör ruh ile yine motor topluyor..
Çaylar gibi, heyecan tazeliyor.
Oğlunu hazırlıyor parkurlara;
Kendisi ne bulduysa bu sporda..
Oğlundan yana ne medet umuyorsa..
Rahat mı duracak?
Sanmam; yine oğlanın peşinden koştuğunda görürse bir eksik, hata..
Kuralsızlık yaşarsa, dikilecek yine karşısına..
Bu arada, Ali’de ‘bizden’, damarlarından lazlık var, toprak yani!
Bunları niye mi yazdım? Şu sebeple..
Bir, kendimi 2016 değerlendirmesine o kadar hazırlamıştım ki..
Boşta kaldığımı hissettim..
Garajın ayazında, ayaklarım dahi üşüdü, O anlattıkça, anlattı..
O konuştukça ben de döküldüm. Gitti, en az üç saatim.
Bu sporda harcanan 30 yılımız gibi, üstüne üç saat daha kattık.
Bir şey mi becerdik; hayır, bir şeyleri çözebildik mi, ne mümkün.
Ömür törpümüz olan bu sporda dünlerde yaşadıklarımızı anlatırken..
Ali yerine kendimi buldum sanki..
Nasıl bir dipsiz kuyuda ne aymazlıklar yaşadıklarımı anımsadım.
‘Ali’yi garajda bulamayacağım nasılsa’ diye endişe ederken..
Karşıma çıktığında.. Toplamaya çalıştığı motorun başında çektiğim..
Selfileri, İnstagram denen kuyuya boca ettim, dakika düşünmeden..
Üstelik altına “Pazara Ajans’ta okursunuz” diye de not düştüm.
Ama Ali, yaptı yapacağını, üç saat sonra, sıyrıldı avucumun içinden..
Yapamadım röportajı, alamadım 2016 yorumlarını, 2018 beklentilerini..
İşte bu yazıyı o röportaj niyetine dizdim. Neye niyet, neye kısmet!
24.12.2017 : 09.00

Son 50 haber

1 Yorum - “Garaj sohbetleri | Ali Gökhan Yazıcı”

  1. Nurican Hızır

    Çok leziz, anlamlı, ilham verici bir sohbet olmuş. Kolay gelsin.

Yoruma kapalı

Go To Top